26 Oct

Matematik dehaları başkentteydi

Dünyaca ünlü matematik dehaları, Hacettepe ve Louisiana Üniversiteleri iş birliği ile düzenlenen Matematik Konferansı’nda bir araya geldi.Hacettepe Üniversitesi Mehmet Akif Ersoy Konferans Salonu’nda Matematik Konferansı’nın açılışında, en yaşlı matematik dehası 87 yaşındaki Prof. Friedrich Kasch, katılımcılara buluşlarıyla ilgili bilgi verdi.Konferansta bulunmaktan gurur duyduğunu belirten Kasch, katılımcılara mucidi olduğu “Kasch halkaları ve modülleri” teorilerini anlattı. İspanya, ABD, Japonya, Romanya, Macaristan, İran, Hindistan ve İskoçya gibi 30 ülkeden 160 matematik dehası, 5 gün boyunca teoremlerini Türk araştırmacılarla paylaşacak.

13 Oct

Preimplantasyon (Genetik Tanı)

Preimplantasyon genetik tani (PGT) genetikte en önemli konulardan biri.Genetik hastaliklardan ‘arinmis’, saglikli bebekler dünyaya getirmek açisindan ideal bir yöntem uzmanlar, özellikle kansere yatkin çiftlerin bu yönteme basvurmasini öneriyor. Dünyanin en ünlü tüp bebek ve genetik uzmanlari Antalya’da düzenlenen 5. Dünya Preimplantasyon Genetik Tani Kongresi’nde bir araya geldi. Tüp bebekteki son gelismeler, embriyolarda preimplantasyon genetik tani, mikroenjeksiyon, kök hücre nakli, gen tedavisi, klonlama, embriyolarda kanser riski tanimlanmasi, organ gelistirme, yapay rahim gibi ilginç konularin yer aldigi kongrede, isin etik boyutu da uzun uzun tartisildi. Dünyada ilk tüp bebek uygulamasini gerçeklestiren ‘tüp bebegin babasi’ Ingiliz bilim adami Prof. Dr. Robert Edwards’in yani sira, embriyolarda genetik çalismalari dünyada ilk kez gerçeklestiren Prof. Dr. Yury Verlinsky ve Türkiye’de ilk mikroenjeksiyon, TESE ve preimplantasyon genetik tani yöntemlerini uygulayan Doç. Dr. Semra Kahraman gibi birçok ‘ilk’ ile görüsme firsatini buldugumuz kongrede verilen mesaj, genetik biliminin ‘gelecegin tedavi sekli’ olmasiydi. Tüp bebekte embriyoyu anne rahmine yerlestirmeden önce bunlara genetik tarama yapilarak, sadece saglikli olanlarin yerlestirilmesinin çok önemli oldugunu vurgulayan uzmanlar, ayrica hizli ilerleyen kök hücre çalismalarinin özellikle diyabet, Alzheimer, Parkinson gibi genetik hastaliklara sahip insanlara umut vaat ettigini belirtti. Genetikte tedavi amaçli ve hastaliklari ‘yok etme’ amaçli yapilan çalismalarinsa ahlaka kesinlikle aykiri olmadigi vurgulandi, örnek olarak da KKTC verildi. Çünkü Kibris’ta, preimplantasyon genetik tani sayesinde, 1990 yilindan beri yeni talasemi (Akdeniz Anemisi) hastalarina rastlanmiyor, yani embriyolara genetik tani yaparak anne rahmine sadece saglikli embriyolar yerlestirilmesiyle sadece saglikli çocuklar dünyaya getirilerek, hastaligin kökü kurutuldu…

Preimplantasyon genetik tani (PGT) belki de genetikte en önemli konulardan biri. Çünkü PGT, genetik hastaliklardan ‘arinmis’, saglikli bebekler dünyaya getirmek açisindan ideal bir yöntem. Ancak PGT yöntemini, talasemi (Akdeniz Anemisi) gibi birtakim ciddi genetik hastaliklara sahip olup bu hastaligi bebegine aktarmak istemeyen çiftlerin de yaptirmalarinda yarar var. Çünkü uzmanlara göre genetik hastaliklari “yok etmenin’ tek yolu preimplantasyon genetik tani. Tipki KKTC’de oldugu gibi. Organon ilaç firmasi ana sponsorlugunda Istanbul Memorial Hastanesi ve Chicago’daki Reproduktif Genetik Enstitüsü tarafindan düzenlenen kongrede görüstügümüz kongre baskani ve Istanbul Memorial Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Baskani Doç. Dr. Semra Kahraman, saglikli nesiller için özellikle preimplantasyon genetik taninin çok önemli oldugunu vurguluyor. Bu konuya olan ilginin gün geçtikçe arttigini belirten Kahraman, “Dünyada preimplantasyon genetik tani yapilmis 5 bin civarinda vaka mevcut. Bu yöntem yapilarak dünyaya gelen saglikli bebek sayisi ise bin civarinda. Embriyolara genetik tani uygulanmasi giderek artan bir ilgi ve destek görmekte. Bu uygulamanin emniyeti ve sonuçlarina bakarak, bunun daha genis gruplara da uygulanmasi gerektigine karar verildi kongrede” diyor. ‘Kanser çalismalari’nda akla ilk gelen isimlerden Chicago Reproduktif Genetik Enstitüsü Baskani Prof. Dr. Yury Verlinsky, preimplantasyon genetik tani yönteminin kansere yatkin olan çiftler açisindan da çok önemli oldugunu vurguluyor. Verlinsky, “Özellikle de meme ve bagirsak kanseri gibi kanserlere erken tani koymak çok önemli. Yapmis oldugumuz çalismalarla kanser riski olan kisilerin, ‘kanserden uzak’ çocuklar dünyaya getirmelerini hedefliyoruz. Kanseri yok etmek, riski azaltmak, genetik yatkinligi ortadan kaldirmak ve kanser olusturabilecek genleri embriyolarda kesfedip, kanseri önlemek için yeni teknikler gelistirmeye çalisiyoruz. Kansersiz bebeklerin dünyaya gelmesini, kanser riskinin azalmasini amaçliyoruz. Gelismeler ise çok hizli ilerliyor” diyor.

Dünyada talasemi hastaligi nedeniyle incelenen ve preimplantasyon genetik tani sonucu dogan 50′den fazla bebek var. Kahraman, “Türkiye’de embriyolarda ilk talasemi tanisi 2001 yilinda Istanbul Memorial Hastanesi’nde gerçeklestirilmis ve HLA doku grubu uyumlu ilk bebek Can 2002 yili Nisan ayinda dünyaya gelmistir. Talasemi hastasi olan ablasi ile ayni doku grubuna sahip olarak dogan Can’in göbek kordonundan alinan kan donduruldu ve geçen günlerde Israil’de ablaya nakledilerek islem basari ile sonuçlandi” diyor. Preimplantasyon genetik taninin kullanilmasinin bir avantaji da anne rahmine daha az sayida saglikli embriyo vererek çogul gebelik riskinin önüne geçebilmek. Preimplantasyon genetik tani, bunun da saglanabilmesi açisindan önemli bir gelisme. Ilk tüp bebek uygulamasini 1978′de Ingiltere’deki Bourn Hall Klinik’te gerçeklestiren Prof. Dr. Robert Edwards’a, öncüsü oldugu tüp bebek uygulamalarindaki gelismeleri nasil buldugunu soruyoruz. “Gelismeler harika!” diyor Edwards. Avrupa Insan Embriyolojisi Dernegi kurucusu, Human Reproduction dergisinin kurucusu, RBM Online adli tip dergisinin yayin yönetmeni, Uluslar arasi Preimplantasyon Genetik Tani Birligi (PGDIS) yönetim kurulu üyesi olan Edwards, tüp bebek fikrinin, aklina 1955 yilinda takildigini söylüyor. Edwards, “Bugün tüp bebekle ilgili konusulan her seyi ben ve ekibim 1960′li yillarin basinda baslattim. Ben genetik egitimi aldim. Ayrica üreme sagligi ve embriyoloji konusunda da uzmanligimi tamamladim. 1960′li yillarda genetik uzmanlari embriyolar üzerinde üreme sagligiyla ilgili çalismalar yapmiyorlardi. Embriyologlar da genetikle ilgili bilgi sahibi degildi, bu ikisinin kombinasyonunu sadece ben yapmistim. Birçok çalisma ve bilimsel arastirma yaptiktan sonra sonunda tüp bebek uygulamasini gerçeklestirdim ve 1978 yilinda ilk tüp bebek olan Louise Brown dünyaya geldi” diyor. Louise Brown su an 25 yasinda ve evlenmek üzere…

Dokuz yil ugrastiktan sonra tüp bebek yöntemini gelistiren Prof. Edwards kadindan aldigi yumurtayla erkekten aldigi spermi laboratuar ortaminda döllendirdikten sonra, döllenmis yumurtayi (embriyo) tekrar annenin rahmine yerlestirerek Louise Brown’un dogmasina “yardimci oluyor”. Ve su an tüp bebek yöntemiyle dünya gelmis çocuk sayisi dünyada 1.500.000. “Çok iyi ögretmenlerim vardi” diyor ve söyle devam ediyor: “Su anki gelismeler harika. Özellikle de preimplantasyon genetik tani sayesinde hastaliklar hamile kalmadan tespit ediliyor. Tüp bebek yöntemi temelde degismedi, ama yöntemler gelistirildi ve modernlestirildi. Kibris çok güzel bir örnek. Orada preimplantasyon genetik tani sayesinde artik yeni talasemi hastalari dogmuyor. Hastalik yok edildi”. Edwards’in özel hayatini, hobilerini de merak ediyoruz elbette. Edwards anlatiyor: “Ben genetik ve tüp bebek alanlarinda çok çalistim, ama artik laboratuar çalismalari yapmiyorum. Su an dünyayi dolasiyorum, kongrelere katiliyorum. Yeni gelismeleri takip ederek mutlu oluyorum. RBM Online Dergisi’nin yayin yönetmeniyim. Yazilar yaziyorum. Bahçemdeki agaçlarla ilgileniyorum. Hepsini ben diktim. Bahçeme bakim yaparak desarj oluyorum. Özellikle de günesli, güzel havalarda bahçe islerine dalarak yemek yemeyi bile unutuyorum. Agaçlarimla o kadar ilgileniyorum ki, onlarin adeta bana ‘Çok tesekkür ederim’ dediklerini duyuyorum. Ayrica siyasetle ilgileniyorum. Bir zamanlar Ingiliz Isçi Partisi’nde yillarca siyaset yapmistim, Cambridge’de yillarca sansölye olarak görev yaptim. Kitap okumayi da çok seviyorum. Türkiye’ye gelmek beni çok mutlu etti. Çok hevesli genç Türk bilim adamlari var. Her seyi ögrenmek istiyorlar. Ingiliz ögrencilerimden çok daha merakli ve hevesliler. Türkiye bu bilim adamlariyla gurur duymali” diyor.

13 Oct

Mars’ta yaşanabilir mi?

“Kızıl gezegen” olarak da bilinen Mars’ın toprağını mayıs ayından beri inceleyen “Zümrüd-ü Anka” (Phoenix) adlı robotun, Mars toprağında hayatın oluşumunu oldukça güç hale getiren bir kimyasal madde bulduğu bildirildi. Bilim adamlarının Mars’ın kuzey kutbu yakınında, Dünya’dakini andıran ve asparagas, yeşil bezelye ve şalgam yetiştirmeye elverişli araziler bulunduğu yönünde daha önce yaptıkları açıklamalara karşın, yapılan ikinci laboratuvar testleri, Mars toprağında kimyasal olarak aktif ve son derece yakıcı bir tuz olarak bilinen ”perchlorate” maddesinin bulunduğunu ortaya çıkardı. Bilim adamları bulunan maddenin perchlorate olduğunun doğrulanması halinde Mars toprağının hayat oluşumu için daha önce inanılandan daha az elverişli olduğunun açıklık kazanacağını söylediler. Görüşüne başvurulan, ancak Mars’taki araştırma ile ilgisi bulunmayan Brown Üniversitesinden bir jeolog olan Joh Mustard, bütün veriler belli olana kadar Mars toprağının potansiyel olarak hayatın oluşumunu destekleme ihtimalinin saklı tutulmasını kaydederek, ”ancak ilk bakışta bu tepkisel bir bileşik. Bu genelde hayatın oluşumu ile ilgisi olmayan bir madde” diye konuştu. Perchlorate maddesinin Dünya’da hem doğal halde hem de insan yapısı bir zehirleyici madde olarak, bazen toprakta ve yerüstü sularında bulunduğuna işaret eden uzmanlar, katı roket yakıtının ana maddesini oluşturan bu maddenin, havai fişeklerde ve diğer patlayıcı maddelerde kullanılan bir madde olduğuna dikkati çektiler.

13 Oct

Karanlık maddenin gizemi

Hubble ve Chandra uzay teleskoplarıyla iki galaksinin çarpışma süreci fotoğraflandı. Çarpışmada gizemli karanlık maddenin yaydığı enerji, farklı bir reaksiyon vererek sıradan maddeden ayrıştı. ABD’nin California Üniversitesi astronomların uzay teleskopları Hubble ve Chandra ile bir renklendirme tekniği sayesinde optik görüntüler elde etti. Görüntülerde mavi renkli görülen karanlık madde, hiç durmadan pembe renkli ve özellikle sıcak gazlardan oluşan sıradan madde kümelerinin içinden geçiyor. Güneşin kütlesinden katrilyon kat daha büyük iki galaksinin çarpışması, büyük bir hızla meydana geldi. Bu büyük hızlara rağmen galaksilerin çarpışması binlerce yıl sürebiliyor. Galaksiyi meydana getiren yıldızlar arası boşluk o kadar büyük ki yıldızlar birbirlerine yaklaşamıyorlar. Ancak tüm bu kümelerin birbirleri içerisinden geçme sürecinde, yıldızlar arası boşlukta yer alan tozlar ve gazlar, kütlesi olan tüm objeler, birbirlerinin çekim kuvvetinden etkileniyor. Bullet galaktik kümesinde gözlemlenen çarpışma sürecinde, galaksilerdeki toz ve gazların çekim etkisiyle yavaşladığı, ancak -çekimsel görünteleme diye adlandırılan teknikle belirlenen- kara maddenin sadece kendi içerisinde bir etkileşime girdiği, görüntülenebilen maddenin çekim kuvvetlerine verdiğine benzer reaksiyonlar göstermediği ve tozlar ile gazlar gibi yavaşlamadığı gözlemlendi. Astrofizikçi Marusa Bradac, son gözlemin karanlık maddenin gizemli özelliklerini anlamada anahtar niteliğindeki olduğunu belirterek, “Karanlık madde, evrende sıradan maddeden 5 kez daha fazla” dedi. Bradac, “Bu araştırma, bildiğimizden çok farklı ve bizi oluşturan bir madde ile karşı karşıya olduğumuzu doğruluyor” diye konuştu. Araştırma, Astrophysical Journal’ın gelecek sayısında yayımlanacak.

13 Oct

İnternete bağlanamama sendromu

İnternete anında bağlamayanların yaşadığı sendroma bir ad verildi: “Discomgoogolation” (dis-.com-Google-ation). Sendromun çok görüldüğü İngiltere’de yapılan bir araştırma, İngilizlerin yüzde 70′inin internete her gün bağlanmadığında mutsuz olduğunu gösterdi. YouGov firmasının son araştırması, İngiliz kullanıcıların yüzde 44′ünün hayal kırıklığı hissederken, yüzde 27’sinin online olamadığı zaman daha çok stresli olduğunu ortaya koydu. İngilizlerin yüzde 26’sı interneti yaşamlarını organize etmek için “son derece hayati” olarak nitelerken, bilgisayar kullanıcılarının yüzde 19′u ailesinden, yüzde 20’si ise sevgilisi ya da eşine ayırdığından fazla zamanı internet başında harcıyor.İnternet ortamında “Onlinekolizm” olarak da nitelendirilen “Discomgoogolation” sendromu, yetişkinlerin yanı sıra çocuklar arasında da hızla yayılıyor. Ebeveynler, çocukları için yeni eğitim fırsatı sunduğunu düşündükleri için evlerinde internet bağlantısı olmasına sıcak bakıyorlar. Ancak çocukların, interneti sadece ev ödevleri veya araştırma için kullanmadığı, arkadaşlarıyla anlık ileti kurdukları, çevrim içi oyunlar oynayarak veya sohbet odalarında yabancılarla konuşarak saatler geçirdikleri tespit edildi.

13 Oct

Kablo internet erişim hızı 10 Mbps’e yükseldi

TÜRKSAT A.Ş’den verilen bilgiye göre, kablo internet aboneleri, 1 Eylül’den geçerli olmak üzere internet erişim hızlarını 10 Mbps’e kadar çıkarabilecek.TÜRKSAT, kablo internette yeni dönemde mevcut 6 Mbps hızını, 8 Mbps ve 10 Mbps’e kadar yükseltme kararı aldı. Yeni kampanya döneminde 159 YTL’lik 6 Mbps kotasız internet erişimi 119 YTL’ye indiren şirket, 8 Mbps kotasız internet erişimini 139 YTL ve 10 Mbps kotasız erişimi 149 YTL olarak ücretlendirecek. Kablo internetteki hız alt sınırı 256 Kbps’den 512 Kbps’ye çıkarılırken fiyatı da 29 YTL’den 19 YTL’ye indiriliyor. Yeni dönem abone kayıtlarında alt hız sınırı 512 Kbps olarak dikkate alınacak. Halen 256 Kbps hızında internet erişimi olan abonelerin hızları 512 Kbps’ye çıkarılacak. TÜRKSAT ayrıca, kablo internet kullanıcılarına, Türkiye de ilk kez “kotalı internette kullandığın kadar öde” sistemiyle 10 YTL’den başlayan ve kullanıma bağlı değişken tutarlarda faturalama imkanı sunacak. TÜRKSAT kablo internet aboneleri, internet hızlarını “online.turksat.com.tr” adresinden, hangi kotada ne kadar ücret ödeneceğini ise “www.kablotv.com.tr” adresinden öğrenebiliyor.

13 Oct

Utah’da dinazor fosili bulundu

ABD’nin Utah eyaletinde, son derece iyi korunmuş dinozor fosili bulundu. Kazı yapılan alanda, 150 milyon yıl öncesine ait oldukları tahmin edilen kemiklerin yanı sıra aynı döneme ait donmuş ağaç ve tatlısu deniztarağı örnekleri de bulundu. Kazıda, uzun boyunlu, uzun kuyruklu ve otobur en az 4 sauropod cinsi, 2 de carnivorous cinsi dinozor bulunduğu açıklandı. Jurassic dönemin son kısmına ait oldukları belirtilen fosil ve ağaç kalıntılarının, 150 bin yıl önceki yaşam şartları ve iklim hakkında bilgilendirici olacağı belirtildi. Burpee Müzesi yetkilileri tarafından yapılan 3 haftalık kazı sonucu, antik bir nehir yatağında bulunan fosillerin “mükemmel şekilde korunmuş olduğu” açıklandı. Alan, daha kapsamlı çalışma yapılabilmesi için kapatılırken, güvenlik sebebiyle tam yerinin açıklanmadığı belirtildi.

13 Oct

Lisans bedelleri artırıldı, 3G nisanda başlayacak

Bakanlar Kurulu, geçen yıl iptal edilen 3. Nesil (3G) mobil telefon lisans ihalesinde asgari lisans değerlerini Katma Değer Vergisi hariç olmak üzere A grubu için 285 milyon Euro, B grubu için 250 milyon Euro, C grubu için 214 milyon Euro ve D grubu için 178 milyon Euro olarak belirledi. Böylece geçen yılki ilk ihaleye göre asgari lisans bedelleri artırıldı. İptal edilen ihalede asgari lisans bedelleri tahsis edilecek bant genişliğine göre A lisansı için 252 milyon Euro, B lisansı için 224 milyon Euro, C lisansı için 194 milyon Euro ve D lisansı için de 140 milyon Euro olarak belirlenmişti. Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararına göre, 3G ihalesine 6 ay içinde çıkılacak. 3. Nesil telefonlar ile mobil TV, görüntülü ve geniş bant internet erişimi mümkün olabilecek. Bakanlar Kurulu kararını değerlendiren Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Tayfun Acarer, “İhalenin yapılması için yeterli rekabet şartları oluştu. Süreç en az 4-5 ay sürer, umarım 2008 bitmeden yapılır. Bana göre mart, nisan gibi 3G başlar.” dedi. Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv ise şirketin 3G’de ürünler sunabilmek için çalışmalarını sürdürdüğünü ve ihalenin ‘kısa bir süre içinde’ yapılmasının beklendiğini söyledi. Avea CEO’su Cüneyt Türktan, ihalenin önümüzdeki 6 ay içerisinde gerçekleşecek olmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ederken, Vodafone Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Köksaldı, 3G’nin uygulamaya geçmesi ile birlikte GSM operatörleri arasındaki rekabetin, tarifelerden hizmet kalitesine kayacağını dile getirdi. Köksaldı, Vodafone’un altyapısını tamamladığını kaydetti.

13 Oct

ABD,bilim ve teknolojideki üstünlüğünü koruyor

ABD’deki düşünce kuruluşu RAND’in raporuna göre, ABD’lilerin ülkelerinin bu iki önemli alandaki rekabet gücünü kaybetmeye başladığı yönündeki endişelerine mahal yok. ABD, bilim ve teknoloji alanındaki üstlüğünü koruyor. ABD’nin Avrupa ve Japonya gibi ana rakiplerinin önünde gittiği belirtilen RAND’in raporunda, “Çin, Hindistan ve Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkeler bilim ve teknolojide hızlı gelişme gösterdilerse de bu ülkeler dünyadaki buluşlar ve bilimsel üretimin hala küçük bir bölümünü karşılıyorlar” denildi. Rapora göre, dünyadaki bilimsel araştırma ve geliştirme harcamalarının yüzde 40′ı ABD’ye ait. ABD ayrıca dünyanın en iyi 40 üniversitesinin dörtte üçüne sahip ve Nobel ödüllülerin yüzde 70′ini istihdam ediyor. RAND’a göre ABD’nin bu üstünlüğünü korumasında yabancı öğrenciler, bilimadamları ve mühendislerin de çok önemli rolü bulunuyor. Raporda, ABD üniversitelerinden doktora derecesi alan yabancı bilimadamları ve mühendislerin yüzde 70′inin ABD’de kalmayı tercih ettiği bildirildi. ABD üniversitelerinin mühendislik alanında verdiği doktora derecelerinin yüzde 60′nın da yabancı öğrencilerce alındığı raporda belirtildi.

13 Oct

Uzaya gidemedi,21 milyon dolarlık dava açtı

Turist olarak uzay istasyonuna gitmek için eğitim aldığı halde uzaya gönderilmeyen Japon işadamı, 21 milyon dolar dolandırıldığını belirterek parasını geri almak için dava açtı. Japon işadamı Daisuke Enomoto, 2006 Eylül’ünde Rus Soyuz kapsülüyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) gitmek için Rusya’da eğitimi tamamladı. Ancak fırlatılışa bir ay kala Enomoto’ye uzaya çıkamayacağı bildirildi ve yerine Dallaslı işkadını Anuşeh Ensari gönderildi. Bunun üzerine Enomoto, uzay turizmi yapan Virginia’daki Space Adventures şirketine karşı, parasının geri ödenmesi istemiyle mahkemeye başvurdu. Enomoto dava dilekçesinde, uçuştan alınmasının gerekçesi olarak kendisinde böbrek taşı bulunmasının gösterildiğini ancak böbrek taşının gerek şirket, gerekse eğitimi boyunca muayenesini yapan doktorlarca çok iyi bilindiğini belirtti. Japon işadamı, Space Adventures’e yatırım yapan Ensari’ye yer açmak için kendisinin uzaya gönderilmekten alıkonulduğunu iddia etti. Space Advertures’in avukatları ise, yapılan sözleşmede sağlık durumunun elvermemesi halinde Enomoto’ya geri ödeme yapılmasının öngörülmediğini belirterek “Bu kendisinin aldığı bir riskti” dedi. Enomoto, Space Advertures şirketinin Rus uzay yetkililerini sağlık durumunun uygun olmadığı bahanesiyle kendisini uzaya göndermemeye ikna ettiği iddia ediyor. Enomoto şirkete 10 günlük uzay seyahati için 2 yıl içinde 21 milyon dolar ödedi ancak şimdiye kadar kendisine hiçbir geri ödeme yapılmadı.

© 2008 Teknoloji Haberleri

Designed by NET-TEC Webspace -- Made free by Einladungskarten | Wintergarten | Ratenkredit